www.edekoy.net
ANASAYFA
EDEKÖY TARİHİ
SOSYAL HAYAT
EDEKÖY KARELER
ATATÜRK
ANILAR
YAZIN
HABERLER
DÜNDEN
MERİÇ
KÜLTÜR
  İDARİ
  SOFULU
  KOMŞU KÖYLER
  VİDEO
  LİNK
  KÖY HAKKINDA
     
  TARİH  
 

Katliam medeni toplumlar tarafından hoşgörüyle karşılanmasa da, katliamı yapanlar çok defa haklı nedenler yaratma gereksinimi duyar.Katliamlar çoğunlukla ırk, din veya siyasi düşünce farklılığı nedeniyle yapılır.Katliam,faşist sistemlerin toptan yok etme yöntemlerinin en belirginidir.Devlete isyan eden veya isyan etmesi beklenen azınlıklar devlet tarafından katliama tabi tutulur. Özellikle savaşlarda katliamlarda artış gözlenir. Katliamlar tekil olaylar olabileceği gibi bir etnik temizlik planının parçası da olabilir.Katliam bir ırkı veya veya dinsel grubu tamamen ortadan kaldırma amacı taşıyorlarsa bir soykırımdır.

Peki Edeköy'de olanları nasıl tanımlamamız gerekir.

Edeköy Meriç nehrinin alüvyonel ovasının en bereketli kısmında kurulmuş ve sadece Türklerin yaşadığı varsıl bir köydür.Köyün 2 km kuzey batısında yer alan Sofulu kasabasında yaşayan rum halk uzun süre Edeköy'de çobanlık,ırgatlık vs yaparak geçimlerini temin etmişlerdir.

Takvimler 31.10.1912'yi gösterdiğinde Edeköy için yapılacak pek birşey kalmamıştı...

I.Balkan savaşında ortaya çıkan kargaşayı fırsat bilen Sofulu'da yaşayan Rum çıraklarımız, bolgemizi işgal eden Bulgar komutana, "Edeköy Türklerinin, civardaki Rum ve Bulgar köylerine eziyet ettiği, onların mallarına tasallut ettiği" yönünde rapor yazdırmayı başarır.Bu sahte rapora dayanarak Köy halkına ültumatom verilir.Tedirgin olan Köy halkı nehir kenarında nöbet tutmaya,Sofulu'dan gelecek olası saldırıyı beklemeye başlar. Bu arada Sofulu'da Rumlar tarafından yakalanan Müftü, Rumlar tarafından zorla nehrin beri yakasına doğru yüksek sesle konuşturulur. Müftü, "Korkmayın, bunlardan size zarar gelmeyecek,günlük hayatınıza dönün" diye seslenir. Müftü'nün Rumlar tarafından bu beyana zorlandığını bilmeyen Edeköylüler nehir kenarını terk eder..."

Köyün varsıl simalarından olan Osman oğlu Mehmet (İPEKÇİ). Okuma yazma bildiği için Balkanlarda yaşananları farklı gözle görebilmektedir. Etrafını toparlayan Mehmet aga, maiyeti ile birlikte şimdi pazaryol diye tabir ettiğimiz yoldan,Küplü,Adasarhanlı istikametinden Çanakkale'ye oradan da Anadolu'ya geçmeye karar vermiştir.Ablasının da evli olduğu Adasarhanlı köyüne geldiklerinde, Adasarhanlıların "geri dönün,dünya artık değişti,kimse kimseye fenalık yapmıyor hangi devirde yaşıyoruz,köyünüzü dağıtmayın yazık bunca insana!" telkinleri ile kafası karışan Osmanoğlu Mehmet Bey, "Bize engel olmayin yanimdakileri birkaç yıl bakacak kadar param var bırakında gidelim yoksa onca insan kırılacak" demesine rağmen ısrarlar üzerine kendisi de köye dönmeyi kabul eder.

Tüm bu gelişmeleri Sofulu'dan izleyen bir Rum, cesaretini toplayarak nehirden geçer köye gelir ve Mehmet Bey'e karısını ve çocuklarını kaçırmayı teklif eder. Mehmet Bey de kabul eder bu teklifi. Bunun üzerine o korku ve panik ortamında, alalacele, Mehmet Bey’in eşi Lütfiye, en küçük çocukları, kucakta bebek olan Naciye, sonra Remziye, Hakkı, Nigar ve Şaziye, yunanlı ile birlikte komitacılar gelene kadar Meriç kıyısına, yani kendilerini sofulu tarafına geçirecek olan yunanlının sandalına ulaşırlar. Ancak korku ve panik içinde, kızlardan ikisi, Nigar ve Şaziye bu yunanın da kendilerine kötülük yapacağından, ‘kendilerini keseceğinden’ korkarlar. İnat ederlar sandala binmemek için. oysa acele etmek gerekmektedir zira kafilenin üzerine yürüyen Bulgar komitacıları onları da farkedip yakalamaları an meselesidir. kızlarının bu inadı üzerine anneleri lütfiye daha fazla ısrar edemez. Onlara aklına gelen ilk çözümü söyler: “Köyde kalan koca ninenizin yanına gidin, onun yanında saklanın.”
Bunun üzerine kızlar köye doğru yollanırken yunanlının sandalı, Lütfiye, kızları Naciye, Remziye ve oğlu Hakkı ile birlikte Meriç’e açılır ve Sofulu tarafına geçer.

Bu arada köy Rumlar tarafından basılır ve o an köyde yaşayan insanları camiye,samanlıklara va hana kapatmaya başlamıştır. Kesileceklerini anlayan kadınlar tüm altınlarını bir küp içine saklarlar ve içlerinden sağ kurutulan olursa altınları almasını vasiyet ederler.

Çetecilerin önde gelerinden biri olan Küplü'lü Vangel. Bir araya topladıkları Edeköylü kadınlara "sakın ağlamayın, artık Türklük bitti! kimse burdan sağ çıkamayacak" diye seslenir. (Vangel'in ismi hala "Hain Vangel" olarak anılmaktadır.) Köydeki tüm insanları kestiklerine inanmayan Rumlar sokak aralarına girer "Korkmayın, gavurlar gitti herkes ciksin" diye bagirirlar.Seslenenlerin Türk olduğuna inanan bazı komşular da saklandıkları yerlerden çıkmışlar ama acı gerçeği değiştirmek için çok geçti. Köyde bulunan tüm ahali Rumlar tarafından katledilmiştir. Köyde 2-3 gün süren katliamlar esnasında 1615 kişi Rum çapulcuları tarafından öldürülmüştür.

Bu katliamdan sağ kurtulanlar askerde olanlar ve bunların dışında ikisi yakın akrabam olan(Halam ve Büyük Ninem) 6 Kadındır.

Katliamdan kurtulan bu kadınlar,Köy basılmadan Bahçelik olarak adlandırdığımız tarafa doğru kaçarlar ve orda altında güvem çalılarının olduğu ağacın altında sabahlarlar. Sabah gözlerini açtıklarında Edeköy'den ses seda gelmemektedir. Hayvanlar başıboş kalmış, bacalardan duman tütmüyor, köyde hayat belirtisi kalmamış.Orada daha fazla kalamayacaklarını bilen kadınlar,Umurca'ya gitmek isterler, lakin Omurca gölünü geçemeyeceklerini anladıklarında herşeyin bittiğine inanmışlar. Göl kenarında kara kara ölümü düşünürken gölün diğer yakasında atlı birini fark ediyorlar,onun gavur olmasından endişe edip saklanıyorlar,Türk olduğunu anladıklarında ondan yardım istiyorlar ve Umurca'ya geçiyorlar. Umurcalılar, Rumların onlara da zarar vereceğinden korktuğu için bu kadınları daha fazla köyde tutamayacaklarını söylüyorlar ve Kadınlarda Beyköy'e (Nasuhbey) geçiyorlar.Orda da fazla duramayan kadınlar Alibey köydeki akrabalarına sığınıyorlar.

I..Balkan Savaşı bitiminde köye dönen erkekler, ne ana bulabiliyor,ne baba, ne eş, ne de çocuk! Yaklaşık 1800 nüfuslu büyük köyden geriye, savaş gazileri,Sofulu'ya kaçabilen İpekçi ailesinden birkaç kişi ve 6 kadından başka kalan olmuyor!

Balkan savaşının tüm vahşetini hafızalardan silinmeyecek şekilde yaşayan Edeköy halkı tüm bu olanlardan sonra Bulgar komutandan köye giriş izni isterler ve kaybettiklerinin ardından tekrar yaşam savaşına devam ederler. Dul kalan Edeköy erkekleri civar köylerde yapılan katliamlarda eşlerini kaybeden Türk kadınlarla evlilikler kurarak yeniden ailelerini kurdular. 1919 yılında Yunanistan işgaline uğrayan Edeköy 1922 Kasım'ına kadar Yunan idaresinde kalır. Bu dönemde nüfusu oldukça azalan Edeköy civardan rum nüfusu alır ve köy Türk Yunan karma köyüne dönüşür. Bu karma yaşam döneminde ne Türk ne de Rum ahali birbirlerinin kahvelerine dahi gitmezmiş.Buna rağmen bu karışık dönemde insanlar kendilerine dost aileler edinmişler. Türk Ordusu gelirse Türkler Yunan komşularını koruyacak eğer Yunan birşey yaparsa Yunan komşular Türk komşularını koruyacaktır.Mudanya anlaşmasına göre Yunan askerleri Meriç'in batı yakasına çekilince köyümüze sonradan gelen Rum yerleşimciler Türk komşularından geri vermek şartıyla aldıkları öküz arabalarıyla kaçar gibi köyü terk ederler.Aldıkları öküz arabalarının ise çok azını iade ettikleri söylenir.

1922'de Meriç Nehri sınır kabul edilmesine rağmen, Edeköy halkı Sofulu ile ticari ilişkisini uzun yıllar daha devam ettirecektir. Bu ticari ilişkide en önemli etken İstanbul Selanik demiryolunun buradan geçmesi ve üretilen pancar vs ürünlerin Alpullu'ya nakli konusunda devletler arasında yapılan anlaşmadır.1940 kışında Nehir sularının yükselmesi ile yerleşkesini terk etmek zorunda kalan Edeköy halkı ve yine bu dönem önce İtalya daha sonra Almanya tarafından işgal edilen Yunanistan'ın 1951 yılında Komunist güçlerin yenilmesine kadar geçirdiği buhranlı yıllar, bu ilişkiyi kökünden sarsmıştır.Bu 11 yıllık bir kopukluktan sonra Edeköy-Sofulu bağlantısı tamamen ortadan kalkmıştır.

Yüzünü Uzunköprü ve Keşan'a çeviren Edeköy 1945'lerden sonra Kadıdondurma Köyü olarak resmiyette yer bulur.1950'lerin başında köyün yeni yerleşkesini ve tarım alanlarını nehir taşkınlarından korumak amacıyla inşaa edilen seddeler ile tarım arazilerini genişleten köy halkı maddi imkanlarını önemli oranda arttırmıştır.

1960'lı yıllardan beri Eğitime verilen önem sayesinde çeşitli meslek dallarında eğitim alan yüzlerce Edeköy'lü 1912 faciasından sonra adeta Zümrüt-ü Anka kuşu misali küllerinden yeniden doğmuştur.

Günümüzde karşı taraf hakkında hiçbir fikri olmayan insanların birbirinden 3 km uzakta yaşadığı iki önemli belde kendi yollarında hayatlarına devam etmektedirler.

Tezcan TEZEL

 
   
   
 
 
 
 
 
 
Car Accident Lawyer
Car Accident Lawyer Counter