Edeköy,1912 yılına kadar sadece Türklerin yaşadığı hanı, çok sayıda değirmeni ve verimli tarlaları olan varsıl bir köydü. Köye 2 km kadar yakın olan ve ekseriyetle Rum vatandaşlarca mukim olan Sofulu beldesi ise köylünün ürünlerini pazarladığı,alışveriş yaptığı ve tarım işçisi ihtiyacını karşıladığı bir merkezdir. 1900'lerin başından itibaren yoğun Rum göçü almaya başlayan Sofulu nüfusu bu dönemde 13.000'e ulaşır.
Sofulu Rumları 1890'ların ilk yarısından itibaren çeşitli bahaneler ile Osmanlı oteritesine karşı sık sık başkaldırmaya başlamıştır. Türk ahalinin dönemin yöneticilerine yaptıkları şikayetler de neticesiz kalmıştır.Çünkü şikayet eden ve edilenin yani soruşturmayı yapanın ve soruşturulanın yakın dostluk ilişkisi içinde bulunmaları,soruşturmaların örtbas edilmesine zemin hazırlıyordu. Bu da bölgede huzursuzluğun giderek artmasına sebep oldu.
Yine bu dönemde Sofulu'da kurtarılmış mahalleler oluşuyor,Türklerin bu mahallelere girmesi büyük cesaret gösterisi kabul ediliyordu. Tüm bunlara rağmen Edeköy ahalisi Sofulu Rumlarından tuttuğu çırak ve çobanları neredeyse aileden biri gibi kabul ediyor,evin içine girmesine dahi müsade ediyordu.
Köydeki bu rahat ortam bir çok Rum çırak ve çobanın köylüyü derinlemesine analiz etmesinde olanak sağladı. Hangi evin maddi durumu iyi, hangisi zengin fakir bunları çok iyi tespit eden Rumlar,zaman zaman evinde çalıştığı Türk işverenlere şaka ile karışık "Gün gelecek bu tarlaların,evin barkın hepsi benim olacak" diyordu. Edeköylüler ise bu söylemleri gülerek geçiştirir, hiç ciddiye almazlardı!
I.Balkan savaşında ortaya çıkan kargaşayı fırsat bilen Rum çıraklarımız, çobanlarımız köyü yağmalayabilmek için bolgemizi işgal eden Bulgar komutana, "Edeköy Türklerinin, civardaki Rum ve Bulgar köylerine eziyet ettiği, onların mallarına tasallut ettiği" yönünde rapor yazdırmayı başarır. Bu sahte rapora dayanarak köy halkına güya çaldığı malları iade etmesi konusunda ültimatom verilir.Tedirgin olan Köy halkı nehir kenarında nöbet tutmaya,Sofulu'dan gelecek olası saldırıyı beklemeye başlar.
Rumlar tarafından Sofulu'da yakalanan müftü, nehir kenarına getirilerek karşı tarafa "Korkmayın, bunlardan size zarar gelmeyecek,günlük hayatınıza dönün" diye seslenir. Müftü'nün Rumlar tarafından bu beyana zorlandığını bilmeyen Edeköylüler nehir kenarını terk eder..."
Bugünlerde köyün varsıl simalarından olan Osman oğlu Mehmet (İPEKÇİ), okuma yazma bildiği için Balkanlarda yaşananları farklı gözle görebilmektedir. Etrafını toparlayan Mehmet ağa, maiyeti ile birlikte şimdi pazaryol diye tabir ettiğimiz yoldan, Küplü, Adasarhanlı istikametinden Çanakkale'ye oradan da Anadolu'ya geçmeye karar vermiştir. Ablasının da evli olduğu Adasarhanlı köyüne geldiklerinde, Adasarhanlıların,"geri dönün,dünya artık değişti,kimse kimseye fenalık yapmıyor hangi devirde yaşıyoruz,köyünüzü dağıtmayın yazık bunca insana!" telkinleri ile karşılaşır. Kafası karışan Mehmet ağa, "Bize engel olmayin, yanimdakilere birkaç yıl bakacak kadar param var bırakın gidelim yoksa onca insan kırılacak" demesine rağmen yoğun ısrar neticesinde köye dönmeyi kabul eder.
Sofulu'daki gelişmeleri gözlemleyen bir Rum vatandaş, cesaretini toplayarak nehirden geçer köye gelir ve Mehmet Bey'e karısı ile çocuklarını kaçırıp güvenli bir bölgeye götürmeyi teklif eder. Teklifi kabul eden Mehmet ağa, o korku ve panik ortamında, alalacele, eşi Lütfiye, en küçük çocukları, kucakta bebek olan Naciye, Remziye, Hakkı, Nigar ve Şaziye'yi kayığa yollar.. Ancak korku ve panik içinde, kızlardan ikisi, Nigar ve Şaziye bu Rum'un kendilerine kötülük yapacağından, onları keseceğinden’ korkar,inat ederler sandala binmemek için. Kızlarının bu inadı üzerine anneleri Lütfiye daha fazla ısrar edemez. Onlara aklına gelen ilk çözümü söyler: “Köyde kalan koca ninenizin yanına gidin, onun yanında saklanın.”
Kızlar köye doğru yollanırken yunanlının sandalı, Lütfiye, kızları Naciye, Remziye ve oğlu Hakkı ile birlikte Meriç’e açılır ve Sofulu tarafına geçer.
Bu arada köy Rumlar tarafından basılır ve o an köyde yaşayan insanları camiye,samanlıklara va hana kapatmaya başlarlar. Başlarına kötü şeylerin geleceğini anlayan kadınlar tüm altınlarını bir küp içine saklarlar ve içlerinden sağ kurutulana altınları almasını vasiyet eder.
Çetecilerin önde gelerinden biri olan Küplülü Vangel. Bir araya topladıkları Edeköylü kadınlara "sakın ağlamayın, artık Türklük bitti! kimse burdan sağ çıkamayacak" diye seslenir. (Vangel'in ismi hala "Hain Vangel" olarak anılmaktadır.)
Hana topladıkları erkekleri ifadenizi alacağız eğer suçusuz iseniz salıverileceksiniz diyerek handan çıkarıp nehir kenarına götürürler. Burada bıçak marifetiyle ciddi şekilde yaralanan erkekler bellerindeki kuşaklar ile sırtlarından birbirine bağlanarak Rumlar tarafından Meriç nehrine atılarak katledilir. Köy içinde sorgulananlar edeköylüler ise öldürüldükten sonra köyde bulunan kuyulara atılır.
Üç gün süren vahşetten sonra köydeki tüm insanları öldürdüğüne inanmayan Rumlar sokak aralarına girer "Korkmayın, gavurlar gitti herkes ciksin" diye bagirirlar.Seslenenlerin Türk olduğuna inanan bazı komşular da saklandıkları yerlerden çıkmışlar,fakat onlar da katledilmekten kurtulamamışlardır. Üç gün süren katliamın bilançosu 1615 kişidir.
Bu katliamdan sağ kurtulanlar ise askerde olan erkekler ve bunların dışında kuşatma esnasında bahçelik mevkiine kaçıp orda güvem çalıların içinde saklanan 6 Kadındır.
Bu altı kadından Nazmiye ERDEN'in anlattılarına göre,
-Sabah gözlerini açtıklarında köye doğru bakarlar Kasım ayı olmasına rağmen köyde ne baca tütmektedir ne de köyden ses seda gelmektedir,hayvanlar başıboş kalmış,köyde hayat belirtisi kalmamıştır. Orada daha fazla kalamayacaklarını anlayan kadınlar,Umurca'ya gitmek isterler, lakin Umurca gölünü geçemeyeceklerini anladıklarında herşeyin bittiğine inanmışlar. "Gavur gelecek bizi burda bulup öldürecek" diye göl kenarında kara kara ölümü düşünürken gölün diğer yakasında atlı birini fark ederler. Atlının da gavur olmasından endişe edip saklanan kadınlar, onun Türk olduğunu anladıklarında yardım isterler ve Umurca'ya geçerler. Umurcalılar, Rumların Edeköylü kadınları sakladıkları gerekçesi ile onlarada zarar vereceğinden korkar ve bu kadınları köyde tutamayacaklarını söyler. Umurca'da kalamayan kadınlar Nasuhbey köyüne geçer ve Turçin sülalesinde birkaç gün barınma imkanı bulur .Orda da fazla durmayan kadınlar en nihayet Alibey köydeki akrabalarına sığınır.
I..Balkan Savaşı bitiminde köye dönen erkekler, ne ana bulabiliyor,ne baba, ne eş, ne de çocuk! Koskoca köyden geriye, savaş gazileri,Sofulu'ya kaçabilen İpekçi ailesinden birkaç kişi ve 6 kadından başka kalan olmuyor!
Balkan savaşının tüm vahşetini hafızalardan silinmeyecek şekilde yaşayan Edeköy halkı tüm bu olanlardan sonra Bulgar komutandan köye giriş izni isterler ve kaybettiklerinin ardından tekrar yaşam savaşına devam ederler. Dul kalan Edeköy erkekleri civar köylerde yapılan katliamlarda eşlerini kaybeden Türk kadınlarla evlilikler kurarak yeniden ailelerini kurdular. 1919 yılında Yunanistan işgaline uğrayan Edeköy 1922 Kasım'ına kadar Yunan idaresinde kalır. Bu dönemde nüfusu oldukça azalan Edeköy civardan Rum nüfusu alır ve köy Türk Yunan karma köyüne dönüşür. Bu karma yaşam döneminde ne Türk ne de Rum ahali birbirlerinin kahvelerine dahi gitmezmiş.Buna rağmen bu karışık dönemde insanlar kendilerine dost aileler edinmişler. Türk Ordusu gelirse Türkler Yunan komşularını koruyacak eğer Yunan birşey yaparsa Yunan komşular Türk komşularını koruyacaktır. Mudanya anlaşmasına göre Yunan askerleri Meriç'in batı yakasına çekilince köyümüze sonradan gelen Rum yerleşimciler Türk komşularından geri vermek şartıyla aldıkları öküz arabalarıyla kaçar gibi köyü terk ederler.Aldıkları öküz arabalarının ise çok azını iade ettikleri söylenir.
1922'de Meriç Nehri sınır kabul edilmesine rağmen, Edeköy halkı Sofulu ile ticari ilişkisini uzun yıllar daha devam ettirecektir. Bu ticari ilişkide en önemli etken İstanbul Selanik demiryolunun Sofulu'dan geçmesi ve üretilen pancar vs ürünlerin Alpullu'ya nakli konusunda devletler arasında yapılan anlaşmadır. 1940 kışında nehir sularının yükselmesi ile Edeköy yerleşkesini terk etmek zorunda kalır. Yine bu dönem Bulgaristan ve Almanya tarafından işgal edilen Yunanistan, 1951 yılında Komunist güçlerin yenilmesine kadar buhranlı yıllar yaşar.Bu 11 yıllık bir kopukluk Edeköy-Sofulu bağlantısı tamamen ortadan kaldırır.
Tezcan TEZEL |