www.edekoy.net
ANASAYFA
EDEKÖY TARİHİ
SOSYAL HAYAT
EDEKÖY KARELER
ATATÜRK
ANILAR
YAZIN
HABERLER
DÜNDEN
MERİÇ
KÜLTÜR
  İDARİ
  SOFULU
  KOMŞU KÖYLER
  VİDEO
  LİNK
  KÖY HAKKINDA
     
     
 

Kozlukebir Köyü / Gümülcine : 2 gün rum dostlarla birlikte olduktan sonra Türk arkadaşlarımla 6 yılın hasretini gidermek çok güzeldi. Etrafa baka baka sohbet ederek köye gittik tabi klasik konu sevgili yunanlılar:)
Rumların Egnatia dedikleri otobanın çok virajlı olmasına ve yıllardır bitirilememesine çok şaşırdım.

Kozlukebir’e geldiğimizde artık her şey Türkçe idi. Bu köy yaklaşık bizim köy kadar büyük ve bölgenin göreceli varsıl köylerinden biri. Kozlukebir’de her şey Türk olunca insan Türkiye’ye gelmiş gibi oluyor, ama dükkanların levhaları ve araçların plakaları sizi uyarıyor. Bu köyü çok uzun yıllardır biliyor ve insanlarını da tanıyordum ama yine de bu 3 günlük konukluğumda bana çok şey öğretti.

  • Batı Trakya Müslüman Türklerinin çocukları iyi eğitilmiyor, Okulları süs desek yanılmayız.
  • 15-20 yaşından genç traktör görmedim,göremedim
  • İnsanların ekonomik durumu hiç ama hiç iyi değil
  • Eski varsıl günlerin yarattığı tembel,kibar,haylaz,eğitimsiz,züğürt gençlik hiç de iç açıcı durumda değil.

Batı Trakya Türk köyleri ile Rum köyleri arasında öyle göze batan bir fark görmedim. Zaten bölgede silme rum köyü yok karma köylerde de hangi mahalle Türk hangi Rum diye ayırmak için birkaç pratik yol.

  • İbadethaneler
  • Yüksek kolduvarlı evler (%100 Müslüman)

Karma köylerde Rum ve Türk gömütlükleri arasındaki fark bizleri utandırıyor. Türk mezarlıkları bildik halde, Rumların ise gayet temiz ve her mezar taşının yanında birer plastik çiçek var.

Gümülcine & İskeçe: Kozlukebir ziyaretimi bitirdikten sonra Gümülcine’ye geçtim. Batı Trakyalıların Kasaba diye adlandırdıkları Gümülcine bilindik Türk kasabalarından farksız. Arada Rumlar geziyor o kadar. Kent temiz, sessiz. Kilise ve cami sayısı hemen hemen denk ve maalesef camilerin hepsi eski kiliseler ise belli ki son zamanlarda inşa edilmiş.

Gümülcine'de dikkatimi çeken bir unsur da sebebi Yunan hoşgörüsüzlüğünü olsa gerek ezan'ın inilti şeklinde okunmasıydı. Yunan Devletin dini ihtiyaçlar konusundaki çifte standartını hayatın her alanında çok derinden hissedebilirsiniz. Pazar sabahı kentteki tüm kilise çanları göğü yırtarcasına çınlıyor ama Müslümanların ezanları ise Ortodoksların rahatsız olacağı gerekçesi ile en az desibele indirgenmişti.Bize AB, eşitlik,özgürlük diye söylenenlerin bir bir manasızlaşmasına üzülüyorum...

Gümülcine turunu kısa tuttum ve kenti hafızaya aldıktan sonra otobüsle İskeçe’ye geçtim.
İskeçe, Gümülcine’ye göre eh biraz daha şehir gibi ama öyle abartılacak bir fazlalığı yok. Asıl fark İskeçe ve Gümülcine Türkleri arasında.
Gümülcine’de Türkler daha muhafazakar giyiniyorlar ve kim Rum kim Türk kolayca ayırt ediliyor.
İskeçe’ye indiğim ilk saatlerde Burada Türk kalmamış mı yahu demekten kendimi alamadım. Fereceli veya mantolu bayan sayısı çok azdı. İlerleyen saatlerde yanımdan geçen insanların konuşmalarına kulak verdiğimde anladım ki İskeçeliler giyim kuşamda bizim 40 yaş altı gibiler ve kentte çok sayıda Türk var.

Kentin kuzeyinde Rodop yamaçlarındaki Türk Mahallelerine çıktım,insanlarla sohbet ettim. Hepsi sımsıcaktı. İskeçe Türk Birliği ve İskeçe’nin gerçek Müftülüğünün yerlerini tespit ettikten sonra  bugünlük gezime sabah devam etmek üzere son verdim ki daha fazla adım atacak halim kalmamıştı.
Sabah güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra İskeçe Türk Birliğinde kahve içip ardından Müftülüğü ziyaret etmek için hotelden ayrıldım. İTB’ne geldiğimde insanlarda bir telaş vardı. 24 Temmuz’da Dr Sadık Ahmet’i anma gününe gelen Türkiye Milletvekillerinden yaklaşık 15 tanesinin İTB’ni ziyaret edeceğini öğrendim. Ortamı görmek için bulunmaz fırsattı. İskeçe’li bir arkadaşla kısa bir sohbet sonrası heyet geldi karşılama vs derken program İTB Başkanı Ozan beyin açılış konuşmasını yapmasıyla başladı. Milletvekillerinden bazıları kısa konuşmalar yaparak Batıtrakya konusundaki hassasiyetleri dile getirdiler. Bende söz alarak, gezim esnasında sohbet ettiğim Batıtrakyalı çocuklarımızın eğitim,öğretiminin içler acısı durumu ve Yunan Devletinin zorunlu eğitim konusunda çocuklarımıza uyguladığı çifte standardı dile getirme imkanı buldum.
Toplantı bitiminde İTB den ayrılarak Kavala’ya geçtim.

Kavala: Kavala’da yaklaşık 3-4 saat kadar kaldım. Biraz fotoğraf çektim İskeçe’li arkadaşımla sahilde frappe içip sohbet ettik ve fazla geçe kalmadan Selanik’e hareket ettim.
 
 

Kavala’da beni çeken özel bir şey olmadı. Tipik bir tatil kenti ayrıca birkaç tarihi yapı vs. Aradıklarım asla Kavala’da olamazdı.

Kavala'da olan çok şeyi dünyanın farklı kentlerinde de görebilir,yaşayabilirsiniz. Bende gördüm gezdim ayrıldım.

Selanik : Selanik’e ilk girişte tıpkı İzmir gibi hayal kırıklığına uğradım.İzmir’e ilk giriş de insanı kahrediyor.Uzaklarda bakımsız gece konular, devasa çimento fabrikasının yarattığı kirlilik ve düzensiz çevre. Bunların benzerlerini Selanik girişinde de gördüm.

Selanik Terminaline indiğimde Kamara’ya ulaşabilmek için hangi otobüse binmem gerektiği konusunda da yine dil savaşı verdim.Zaten bu dil sorunu Yunanistan'a adım attığımdan beri yakamı bırakmadı. Güç bela anlaştıktan sonra “Etniki Amena” durağında indim ve sabah gezeceğim yerlerin konumlarını sabitledim.

Selanik’i gece serinliğinde gezmek çok güzeldi. Burada da Rumlar kendilerini sokaklara atmıştı. Kafeteryalar, eğlence yerleri insanlarla doluydu. Yunanlıların yaşama zevkine bir kez daha hayran oldum.
Sabah kahvaltıdan sonra Atatürk’ün evine gittim.Atatürk’ün evi Konsolosluğumuzla aynı bahçe içindeydi. Görevliye pasaportumu verdim ve bahçeye geçtim. Dar bir koridordan geçince evi karşımda görmek çok etkileyiciydi. Hayatımın hiçbir döneminde böyle sarsıcı bir şey yaşadığımı hatırlamıyorum. Evin temiz, bakımlı bir bahçesi var ve elbette ünlü nar ağacı…

Kısa bir beklemeden sonra rehberlik hizmeti veren arkadaş ile Atatürk’ün evine girdik. Ev bilindiği gibi 3 katlı alt katı dükkan veya ambar olarak kullanılmış. (Türk yetkililerde bundan emin değil) Evi gördüğüm an ve rehberi beklerken hissettiğim o duygu yoğunluğu evin içine gidince kayboldu, herhangi bir müze gezer gibi gezdim.

Evin eşyalarının bir çoğu sonradan getirilmiş bir kısmı Zübeyde Hanım’ın İzmir Karşıyaka’da kullandığı eşyalardı. Evde gezdikten sonra tekrar dışarı çıkıp bahçede bekleyen diğer Türk grupları ile konuştum. Bireysel gezen gruplar  Konsolosluğu bulmak için Yunanlılardan yardım alamadıklarından şikayet ediyordu . Bazıları yok burada öyle bir şey demiş bazıları ise susma hakkını kullanmış. Bu arkadaşlarda Yunanlılarla ne İngilizce ne de Almanca iletişim kuramadıklarını söylediler. Ya bizlerin şansı yoktu ya da Rumlar yabancı dil konusunda biz Türkler gibi tembeldi. Tüm bunlardan sonra, Google earth ile çalışmam sayesinde sevgili Yunan kardeşlerimize sormadan evi bulmanın mutluluğunu hissettim:)

Konsolosluk sonrası Hotelden çıkış işlemlerimi yaptım ve o an aklıma gelen Ermeni soykırım lakırtısının malum anıtı geldi. Resepsiyondan konu ile ilgili bilgi almak istedim ama sanırım yine imkansızı denedim. Bir Yunanla İngilizce veya Almanca dialoga girmeyi denedim. Beni anlıyormuş gibi kafasını sallıyordu bende gazı almış vaziyette  Yunanistan’ın Epir’de yaptıkları ile 15 senesinde Türk devletinin yaptığının aynı şey olduğunu falan söylüyordum. Cevap beklediğimi anlayan Yunanlı rezepsiyonist  anlamıyorum ve iyi İngilizce bilmiyorum( den katalaveno, ego den milayi orea Anglika) dedi.
Fakat resepsiyonist arkadaş şehir haritası üzerinde Ermeni mezarlığını gösterdi. Mezarlık  Konsolosluğun yanındaydı  gazetelerde okuduğuma göre de bu anıt Türk konsolosluğu yakınlarında olmalıydı. O yolu tekrar teptim ama mezarlıktan başka bir şey yoktu. Mezarlık bekçisi Ermeni asıllı Dimitri efendi ile de ne yapsam anlaşamadım. Kısmen Yunanca ile konuştuğumuzda selanikte böyle bir heykel-anıt olmadığını söyledi.

 
 

Oradan ayrılarak ,kilise,cami,kilise,müze evet kullanım sırası tamamen böyle olan Ragata'yı ziyaret ettim.Bizans döneminde inşa edilmiş olan yapının giderek daralan silindir mimarisi var.
Selanik’te kalan en önemli Türk eserlerinden biri de Beyaz Kule.Rumlar onu “Lefkopirgo” diye isimlendiriyorlar.Ragata’dan Beyaz Kule’ye indim.
Selanik bir AB şehrinden uzaktı. Özellikle Dedeağaç ve İskeçe’de gördüğüm apartman altı benzin istasyonlarını burada da gördüm. Güvenlik gibi kaygıları olmasa gerek :)

Drama: Drama’ya gitme fikri sonradan oluştu aslında planlarımda Atina vardı. Yoğun geçen gezi gündemi Atina’yı göze almama en büyük engeldi. Atatürk evinde tanıştığım arkadaşlar Akropolis’te tadilat olduğunu heryerin karmakarışık ve çekilmez olduğunu söylediklerinde Atina’yı iptal etme kararımı kesinleştirdim. Sanırım bana da bahane gerekti:)

Drama gezisi hem çok güzeldi hemde ulaşım açısından AB yıldızlarına yıldız katıyordu :))

Eğer tanımadığınız bir coğrafyada iseniz ve makyajdan öte gerçeği merak ediyorsanız kesinlikle tren yolculuğunu tercih etmelisiniz. Tren güzergahı ile otoyol güzergahının farklı olması ve trenlerin köylerden tarlalıklardan geçmesi, gezilen coğrafya hakkında daha sağlam bilgi edinmenize imkan verir. Ama bu işi Yunanistan’da yapacaksanız 7-8 defa düşünün derim.

AB üyesi ya bende etikete bakarak treni tercih ettim.
Selanik tren istasyonuna gidince komedi başladı. Gayet rahat bilet gişesine gittim ve Drama için bir bilet istedim. Kadın ısrarla “bus,bus” diyor anlam veremedim. Selanikte iki tane tren istasyonu mu var yoksa buradan Drama tarafına tren yok mu dedim ama nafile o hala “bus,bus” diyor. Information office’e gittim durumu anlattım bilgi istedim. Ordaki bayan da bozuk Almancası ile “neden bileti almadın” dedi. Sanki bilet satan var da ben almadım! Yapılacak şey tekrar bilet satış yerine dönmek ve başka bir görevliden bilet istemek. Neyse bileti aldım bu kadın olayı biraz ifade edebildi. “Thessaloniki,bus.Bus stop kilkis. Kilkis train Drama” Fabrika servisi kalitesindeki otobüsle, Kilkis civarına kadar gittik daha sonra tren ile Drama’ya ulaştım.

Drama sessiz sakin gayet temiz bir kent. Benim için Kavala’dan daha çekici geldi. Mütevazi insanları ile huzur dolu bir liman gibiydi. Ama her mahallenin delisi olur da Drama’nın olmaz mı :))

Gece parkta heykellerin fotolarını çekiyor yazıtları okumaya çabalıyordum. Tutuklu çocuklar tasvir eden heykelin önüne geldiğimde Yunanca “Psimi pedia Elefteria” yazıyordu. Psimi kelimesini bilmediğim için bir mana çıkartamadım etraftaki 13-14 yaşındaki çocuklara sordum. Derken babaları yanımıza geldi ve bu çocukların 17 Kasım 1973’te Dramayı basan Türk askerleri tarafından katledildiğini söyledi. Gülesim geldi ama adamı biraz konuşturmak için ciddi ciddi üzülmüş gibi yaptım.Türkiye’ye gidip gitmediğini onlar hakkında ne düşündüğünü sorduğumda hakaretler ardı ardıya geldi. Bu arkadaş bu küfürleri ederken beni Hırvat ve adımın Sacha olduğunu sanıyordu. Yoksa bu denli saçmalaması mümkün olmazdı.
Deliyi orda bıraktıktan sonra biraz daha gezdim bir şeyler yedikten sonra Sabah Gümülcine’de olmak için dinlenmeye çekildim.

Gümülcine’de birkaç dostla görüştükten sonra Türkiye’ye dönme kararı verdim.

Yunanistan gezisi bende bir çok fikrin değişmesine sebep oldu. Yunan halkının Türkler konusunda olumsuz fikirlere sahip olduğunu biliyordum ama bu gerçeğin bu kadar derin olduğunu tahmin etmemiştim.

Konuk olduğum yerlerde dahi Türk Öğretmen olduğumu öğrendiklerinde bir daha benimle konuşmadılar. Gümülcine’de Metro otobüsünün yazıhanesinin ne zaman açılacağını sorduğum Yunan kahvesinde kimse yanıt vermedi.
Yunan arkadaşlarımın dahi, Yunan Devletinin azınlık politikasını gözümün içine baka baka, yalan ata ata savunmasına şahit oldum.Batıtrakya Türklerini Müslüman Yunan olarak tanıtıyorlar ama gerçeği hepimiz biliyorduk.

Yunanistan’a giderseniz ki tavsiye ederim, kendi arabanızla gidin, tsipuro için ve bağnaz yunanlıları asla dikkate almadan tatilin tadını çıkarın...
 
 
 
 
 
Car Accident Lawyer